Televizyon Hengamesinden Ganimetler 3

Bilmem kaç senedir televizyon hayatımızın merkezinde. Ve yine bilmem kaç senedir en keyif aldığımız iş/uğraş. Bende uslu duruyor diye erken çocukluğunun son dönemini televizyon karşısında geçirmiş olanlardan olduğum için – aynen bütün jenerasyon kardeşlerim gibi – televizyon kültürüne tabi ve dahil olmam gayet beklenir bir durum. Lakin internet adını alan harikulade icadın ardından, “Buda yıkılmaz abi” adındaki klişeye bir yenisi daha eklenmiş, televizyon yeni nesildeki cazibesini kaybetmişdi. Lakin internet öncelikle kullanılmayı çözülmesi için beklenirken, insanların günlük bir nevi mutluluk ihtiyaçlarını tatmin edecek olan video içeriği bu aşım süreci içinde üretilemediği için televizyonun mezarlığını kazma süresü uzadıkça uzadı. Keza bu sebepten kültürümüze yerleştiği için uzama süresine bir süre daha ekledi. Maçın tam olarak hangi dakikalarındayız belli değil. Ama 4. hakemin kaybedilen zamanı gösteren tabelayı kaldırmasının çok uzun süreceğini zannetmiyorum. Tabiki evimizdeki dantelli siyah kutuların (keza artık kutudan ziyade 2 boyutlu dikdörtgenlere daha çok benziyorlar) kaldırılması video içeriğinide peşinden mezara sürükleyecek değil. Sadece tüketim büyük ekranlardan toplu halde yapılmaktan daha çok küçük ve kişisel ekranlara geçiş yapacak. Sonrası Allah Kerim. Biz uzaklaşmadan konuya dönelim.

Senelerdir televizyon izleme eylemine büyük emek vermiş insanlardan olarak birçok farklı trend gördüm ve duydum. Siyah beyazlı dönemlerinden fenomen dizilerinden, haftanın her günü seyirciyi ekrana kilitleyen yarışma programlarına. Bireysel olarak tecrübe ettiğim kültürü zorladığımda ise Kaygısızlar’a, Çılgın Bediş’e, Çiçek Taksi’ye, İkinci Bahar’a gidiyor aklım. Eminim benim kadar izleyen herkesin aklında onlarca farklı kare canlandıran isimlerdir. Aslında bir çok dizide buram buram kalite kokan zamanlardır. Fenomen olarak baktığımda ise aklıma ilk olarak gelen- ki bu şahsi düşüncem- Ekmek Teknesi oluyor. Ailecek pazartesi akşamları keyif ile geçer her anına sanki kayıp giden bir altın parçası gibi sarılır öyle izlerdik. Ve keyif ile Heredot Cevdet’in geleceği bölümü beklerdik. Hasan Kaçan’ın efsane canlandırımı ile hayat bulan karakter belkide dizinin bu kadar çok sevilme nedenlerinin başında yer alıyordu. İzlediğinizde sizde ne anlatmak istediğimi anlayacaksınız eminim ki.

Kahvehane kültürünün en güzel yanlarını, en keyifli sözlerle anlatan Ekmek Teknesi bugün dahi bittiği için içimi burkan dizilerin başında gelir. Arkasından devam ettiğimizde bir başka ekran kilitleyicisi olan Tatlı Hayat çıkıyor karşımıza.  Benim gözümde dönemin Los Galakticos’u olan dizi başrollerinde yeşilçam direklerinden Türkan Şoray ve gözümde Türkiye’nin yetirdiği en büyük oyuncu olan Haluk Bilginer ile karşımıza çıkıyordu. Her bölümü arşivin en güzel yerlerine koyulup sürekli izlenecek derecede keyifli olan dizinin farklı kanallarda seneler sonra çıkan tekrarları dahi seyirciyi aynı ekrana kilitlemeyi başardı. Şu kesit ne demek istediğimi anlatacaktır.

Bu sadece gösterebileceğim basit bir örnek idi. Umarım imkanınız olur da bütün bölümlerini keyif  ile izleyebilirsiniz.Tozlu arşiv raflarına baktığımızda karşımıza çıkan bir başka şahaserde adlarını şimdi yazmaya başlasam sayfalarca tutacak dev bir ekibin hayat verdiği – ki o ekibin her parçası bugün televizyonun ve sinema dünyasının temellerini oluşturuyor- Bir Demet Tiyatro. Televizyonda gösterilen bir tiyatro oyunu olması münasebeti ile tür olarak çok özel bir yerde olan Bir Demet Tiyatro eminim bugün bile aklınıza geldiğinde güldüren esprileri, tiradları ile televizyon kültürüne kendini kazımayı başarmıştır. Bu güzel eserden burada bir parça yer vermezsem ayıp olurdu herhalde. Buyrun izleyelim efendim.

 

Yine buradan bir repliği yazarak devam edeyim. Mükremin ile Asuman arasında geçen okumaya doyulmayacak bir tirad.

mükremin: bak asuman, sana karşı yüreğimde meydana gelen yer sarsıntılarını inkar edecek değilim. sen benim his dünyamın ekvatoru sayılırsın. merkezindesin yani!

asuman: ay mükremin bayılıyorum senin bu şiir gibi konuşmalarına biliyor musun?

mükremin: eyvallah! ancak senin bazı hareketlerin benim için 9 kusurlu hareket kapsamına giriyor. bazen penaltıya hükmetmeye mecbur kalıyorum. eğer benim olceksen bazı şeyleri yapmiceksin!

asuman: tamam mükremin. söyle o zaman. hem zaten bende itaat olayı da vardır biliyorsun.

mükremin: haaa… o zaman bir kere benden izinsiz sokağa çıkmıceksin. karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakmiceksin. oyarım gözlerini. ne bakıyorsun sağa sola? dosdoğru yürü.

asuman: a.. ama mükremin araba çarpar o zaman.

mükremin: tercihini yap asuman. ya araba çarpicek ya ben çarpıcem!

asuman: tamam tamam, sen çarp

 

Tabi malesef bu çağ o kadar uzun sürmedi. Televizyonun ulaştığı ev sayısı ve bunun dönüştürülebileceği para miktarını gösteren denklem farkedildikçe, televizyonun gücü günden güne büyüdü de büyüdü. Şu anda Türkiye’de yayın yapan yüzlerce farklı kanal var. Dünyada ki hemen hemen bütün kanallara ulaşabildiğimizi düşünürsek bu sayı binleri buluyor. Eh bu durumda elbetteki içerik sayılarında bir patlama yaşattı. Günlük bir kaç saat yayın yapan bir kanal insanlara yeterken, bu sayı binlerce kanalda onbinlerce programa çıktı. Buda tabi şahsen benim fikrimce kalite düşüklüğü yaşattı. Birbirinin benzeri onlarca yarışma, dizi, televizyon filmleri türedi. Her kanalda birbirinin aynı talk showlar sardı dört yanımızı. İnternetin yeni, keşfedilmemiş gizeminin yanında yıllardır izlediği şeyler farklı isimler ile yeniden sunulunca değerli yeni nesil televizyona karşı son sempatisini de kaybedip internete bıraktı kendini.

Bende benzer duygular içinde internete yönelenenlerdenim. Tek farkı benimki çok daha erken oldu. Televizyonun mezaranın kazı işlemlerinin tamamlanması bekleyenlerdendim ki televizyonda birşeylerin değiştiğini farkedene kadar. Bence bu işde en büyük adımı TRT attı. Onlarca senedir aynı profilde takip eden TRT’nin kendini yenileyip Türk televizyonlarının öncüsü olduğunu hatırlaması üzerine enfes işler çıkmaya başladı piyasaya. Benim için milat ise Ramazan Güzeldir adlı yapım ile başladı. Çünkü burada kurulan bir ekip daha sonra benim gözümdeki televizyon devrimin bir parçasını oluşturacaktı.

leyla-ile-mecnun

Bu hızla arka arkaya harika işler çıkaran TRT Leyla ile Mecnun adlı dizi ile hem yenilik hem kalite olarak piyasanın en üst sınırlarına çıkmıştı. Televizyon ve sinemanın büyük ustası Onur Ünlü ve Burak Aksak adlı senaryo zekası iki insan işin başını çekince ortaya şu anda kelimeler ile çok zor ifade edebilecek bir başyapıt çıktı ortaya. Biraz TRT’de olmalarının da etkisi ile reyting derdine düşmeden, yapacağı işi sadece sevdiği ve ileride gurur duyarak anlatabilmek istediği için yapan ekibin bu pozitif niyeti diziye de aynen yansıdı. Belkide Başlarda absürd komedisi nedeni ile beğenilmeyecek, TRT’nin uzun süredir yenileyemediği imajı ve popüler özel televizyonların PT1 ve PT2′ sürelerini kapatmış olması nedeni ile sesini asla duyuramayacak olan dizi, televizyonun en büyük düşmanı olarak görülen internet ile sesini duyurdu, internete inat değil internet ile beraber büyüdü ve gelişti. Bugün yayınlandığı her hafta sunduğu etiket ile TT olmayı başaran, kesitleri hafta boyunca bütün sosyal medya hesaplarında kıyasıya paylaşılan, yayınladığı klipleri ile kendi müzik kültürünü hatta şimdi de müzik grubunu kuran yinede bir burukluk olarak ilk Leyla’sını ve ilk sezonunu arayan bir dev. Küçük bir kesit ile o diziyide analım.

TRT bu işe imza atarken yukarıda oluşumunu anlattığım ekipde, yükselişin bir diğer parçası olan Üsküdara Giderken’e imza atıyordu. Başrollerini Murat Cemcir ve Sadi Celil Cengiz’in paylaştığı, onlara Öner Erkan, Ahmet Kural gibi oyuncuların eşlik ettiği üstüne birde Erdal Tosun ustalığının eklendiği dizi her bölümü şaheser muhteşem bir proje ortaya çıkardı. 13 bölüm boyunca süren dizi belkide trend olmaya yaklaşacak olan absürd komediniz izlerini yerleştirdi izleyicilere. Çekim ortamları bazen set bazen açık alan olunca seyirci tek bir yere kapanmak zorunda kalmadı. Ayrıca animasyonun dizilerde nasıl kullanacağı yönünde adete ders haline getirilip gösterilecek bir yapım idi.

Hele bu iki dizinin en kaliteli olan başlangıç bölümleri aynı zamana denk gelince kendimce televizyon kültürünün altın çağına geri döndüm. Malesef özel bir kanalda yayınlandığı için L&M kadar şanslı olmayan proje reytinge kurban verdiğimiz belki en kaliteli iş oldu. Bir kesitde ondan izleyelim. Ayrıca ilk yazımı yazarken de bir kesitine yer vermiştim bu dizinin.

Ne şanslıyız ki burada iyice oturmuş olan ekip, Selçuk Aydemir yönetiminde, başrollerinde Murat Cemcir, Sadi Celil Cengiz, Ahmet Kural’ın yer aldığı İşler Güçler adı yapımı oluşturdu. Reytinge gene kurban gitmesine korktuğum dizi ne mutluki geçenlerde  33. bölümünü yayınladı. İzlendikçe, yayınlandıkça keyfi artan dizi yan rollerin kuvvetli olduğu zaman bize ne büyük keyif verdiğini gösteren en önemli delillerden biri. Bir kesitde de bu dizeye yer verelim.

Benim için televizyon kültürünün tekdüze bir özeti buydu. Zamanında keyfine doyulmayacak onlarca yapım izledim. Ne mutluk bugünde onlarca olmasa da izleyebiliyorum. İnşallah  ileride de izleyebilirim. Şunu da belirteyim ki bu yazı tamamen şahsi fikrimi, paşa gönlümü esas alıyor. Herkesin bambaşka görüşleri olabilir. Bu arada bu yazı fikri aklıma geldiğinde sıcağı sıcağına yarım saatte yazayım dedim. Şu anda baktım ki 4 saati devirmişim. Ama yazarken büyük keyif aldım, İnşallah okurken sizde keyif alırsınız. Nice zevkli televizyon saatlerine.

3 thoughts on “Televizyon Hengamesinden Ganimetler

  1. Pingback: Daltonlar ← Osman KÖSE

  2. Pingback: The Newsroom ← Osman KÖSE

  3. Pingback: The Newsroom

Leave a Reply